Bu günlerde pek uzak kaldım evimden…
Bir doula toplantısı için toparlanıp İstanbul’a gittim, iki
gün kalıp dönecektim güya. Yeni bir hamile arkadaşım oldu, doğuma hazırlık için
buluşmak istedik; doğumunu beklediğim diğer bir hamile arkadaşım “40 hafta
oldu, ben neden doğurmuyorum hala!” deyince onunla da görüştük, “e hazır
buradasın madem bize de uğra” diyen birkaç güzel arkadaşımı da gördüm, bahar
gelmişken Salı pazarına uğramadan dönmek olmaz dedik, annemle güzel bir
yeşillik akşamı düzenledik derken, tam bir hafta oldu! Daha yeni dönebildim
evime…
Özkan da bu ara pek sabırlı bir koca, hiç ses etmez oldu
bana. Keyfim yerinde anlayacağınız :)
Ama gel gör ki, evin hali öyle değil! Her 21 Mart’ta, Bahar
Ekinoksunda güzel bir temizlik yapar öyle karşılarım yeni mevsimi. İyi ki bu
yıl da ihmal etmemişim, yoksa bırakıp kaçmak isteyebilirdim! Özkanım gayet
derli toplu tutmuş evi elbette ama fark ettim ki evden uzak kalınca ev
kirlendiğinden değil… Pek sevdiğim bir şeye, ev hanımlığına ara vermenin
getirdiği tuhaf bir his beni rahatsız ediyor.
Ben mutfağıma “tezgâhım” derim. Tezgâhımı isterse en alası
gelsin düzenlesin, toparlasın yine içime sinmez, elden geçiririm.
Bu iki günü çok sevdiğim evimde dolaşarak, bir şeyleri
yerleştirerek, düzelterek geçirdim ve kendi alanımda olmayı ne kadar çok
sevdiğimi bir kez daha gördüm.
Ara ara konuşuyoruz, “acaba böyle giderse obsesif bir ev
kadınına dönüşür müyüm? Bir Bree VanDeKamp çıkar mı içimden?” diye ama şimdilik
memnunum halimden. Şikayetim yok.
Bahar iyice hissettirmeye başladı kendini; siz de taze
sarımsaktan, sıcacık çimenlere uzanmaktan, güzel salatalar tüketmekten ve bol
bol, derin derin nefes almaktan mahrum etmeyin kendinizi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder